« Back to single view Compare: Spanish ⇄ 2 parallels
Spanish — Býrleþen Býr Dünyada Sürdürülebýlýr Toplumlar.txt
21. Yüzyilin yaklasmasiyla birlikte, hükümetler, kuruluslar ve halklar sosyal açidan coskulu, birlesmis ve refah içinde toplumlar gelistirmek ugruna muazzam enerjiler harcamaktadirlar. Son onyilda gerçeklesen belli basli küresel konferanslarin bir anlamda bir özeti olan Birlesmis Milletler Insan Yerlesimleri Konferansi (Habitat II), bu çabalarda önemli bir adim ve toplumun kalkinmasinda önemli gelismelerin habercisidir.

Ancak, toplum-kurma çabalari uzun vadede sadece, maddi gelismeyi temel ruhani amaçlarla baglayabildigi, gezegenin halklari ve uluslari arasinda giderek artan karsilikli bagimliliga yanit verebildigi ve tüm insanlarin kendi toplumlarinin yönetiminde aktif katilimcilar olmalarini saglayacak bir yapi olusturabildigi ölçüde basarili olacaktir.

Asagidaki yorumlar, sürdürülebilir toplumlarin iste bu üç temel unsuruna deginmektedir.

Maddi gelisme ruhani ilkeleri ve öncelikleri yansitmalidir

Insan dogasi temelde ruhanidir. Bu nedenle, insan gerçeginin ruhani boyutunu dikkate almadiklari ve öncelikli hedefi, bireyin ahlaki, etik, duygusal ve zihinsel gelisimi olan bir kültürü gelistirmeyi hedeflemedikleri takdirde, toplumlarin refah içinde ve sürdürülebilir olmayi basarmalari zordur. Ancak böyle bir çevrede, birey, toplumun maddi ve ruhani mutlulugu için çalisan, yapici bir sekilde toplum yasamina katilan ve hedefi topluma hizmet olan bir vatandas haline gelebilir ve ortak bir görüs ve paylasilan bir amaç duygusu etkili bir sekilde gelistirilebilir.

Bundan çikan sonuç, toplumun kalkinmasinin maddi yönlerinin - çevresel, ekonomik ve sosyal politikalar; üretim, dagitim, iletisim ve ulasim sistemleri; ve politik, yasal ve bilimsel süreçler - ruhani ilkeler ve öncelikler tarafindan yönlendirilmesidir. Ancak, bugün toplumun kalkinmasinin özü ve yönü büyük oranda maddi kaygilarla belirlenmektedir.

Bu nedenle yapmamiz gereken sey, toplumlarimizi sosyal kaynasmayi güçlendiren bu evrensel ilkeler - sevgi, dürüstlük, ilimlilik, alçak gönüllülük, konukseverlik, adalet, birlik, vb. - çerçevesinde yeniden tasarlamak ve gelistirmektir. Bu evrensel ilkeler olmaksizin, ekonomik açidan ne kadar refah içinde, entellektüel anlamda ne kadar zengin ve teknolojik olarak ne kadar gelismis olursa olsun, hiçbir toplum varligini uzun süre sürdüremez.

Bu yükümlülüge yol göstermesi gereken düsünceler ve ilkeler arasinda sunlar yer almaktadir:

Ailenin korunmasi ve mutlulugunun saglanmasi toplum süreçlerinin merkezi haline gelmelidir. Aile, toplumun ana kurumu ve degerler, tutumlar, inançlar ve davranislarin biçimlendigi temel 'kuluçka makinesi'dir. Aile ruhani açidan saglikli olursa, mutlu ve sorumluluk sahibi vatandaslarin gelisimine önemli katkilarda bulunur.

Toplumlarimizin fiziksel, sosyal, ekonomik, yasal ve politik yapilari toplumun sadece ayricalikli kesimlerine degil, tüm üyelerine hizmet etmelidir. Gerçek anlamda adil ve sürdürülebilir bir toplum, bireyin ve ve toplumun çikarlarinin ayrilmaz bir sekilde birbirine bagli oldugunu; insan haklarinin gelismesinin sorumluluklara tam bir baglilik gerektirdigini ve kadinlar insani çabalarin her alaninda erkeklerle tam bir ortakliga kavustuklari takdirde, ailelerin, toplumlarin ve uluslarin kalkinacagini ve gelisecegini anlayan vatandaslar gerektirecektir.

Is, hem bireyin yasamini kazanmasi için bir araç ve hem de, bir bütün olarak toplumun refahina katkida bulunmanin bir yoludur. Bu yüzden is, kisinin yasamina anlam kazandirmasina yardimci olur. Bu nedenle toplum yapisi, bireyin yaratici enerjilerinin ifade edilebilecegi yararli islere kanalize edilmesini temin etmelidir. Birey ise, bu emaneti tasirken sorumluluk üstlenmelidir. Bu alanda gelisme saglanmasi, dünyadaki asiri zenginlik ve yoksullugun yok edilmesine büyük bir hiz kazandiracaktir.

Bahai Eserleri: "Din, dünyada düzenin kurulmasi ve dünyada yasayan herkesin baris dolu bir rahatlik içinde yasamasi için gerekli araçlarin en büyügüdür,"1 der. Bu nedenle, her toplumda, ibadet merkezlerinin kurulma hakki da dahil olmak üzere, din özgürlügü saglanmalidir.2 Ibadet yerleri, bireyin Yaratici ile yakinlasabilmesini ve böylece, özveri ve hizmet için gerekli ruhani özelliklerinin güçlenmesini saglayan ibadet yöntemleri olan dua ve meditasyon için bir yer saglamaktadir. Fiziksel anitlar olarak ise, bu binalar genellikle, toplumun kültürel özelliklerinin ifade edilmesine hizmet etmektedirler.

Dogal olsun, insan yapisi olsun, güzelligin artirilmasi, toplum planlamasinda yol gösterici bir ilke haline gelmelidir, çünkü güzellik kalbe dokunabilir ve ruha soylu duygular ve eylemler esinleyebilir.

Toplumun kalkinmasi, sadece günümüz uygarliginin sürdürülebilir bir kalkinma modeli benimsemesi için degil, ayni zamanda da, insan ruhunun dogal dünya ile yakin bir temas içinde olma gereksinimine de yanit verebilmek için, çevrenin korunmasi ve iyilestirilmesi ilkelerini de içermelidir. Çiftçinin gida ve ekonomik güvenlik konusundaki temel rolü de, tüm insan yerlesimlerinin tasariminda dikkatle gözönünde bulundurulmalidir.

Bilim ve teknolojinin genis kaynaklari, tüm insan ailesinin maddi, zihinsel, duygusal ve ruhani gereksinimlerine hizmet etmeye sunulmalidir. Bu, tüm insanlarin bilimsel bilginin yaratilmasina ve uygulamalarinin belirlenmesine katilmasini gerektirecektir. Katilim arttikça, yok etmeye ve yabancilasmaya neden olan, tatmin edici isi ve sanatlari safdisi birakan, çevreye zarar veren ve hastaliga, sakatliga veya ölüme yol açan teknolojiler, hiç süphesiz, yeniden gözden geçirilecek, yeniden tasarlanacak veya terk edilecektir.

Insanlar ve uluslar arasindaki karsilikli bagimlilik önümüzdeki yillarda artacaktir

Dünyadaki insanlar ve uluslar birbirlerine giderek daha fazla bagimli hale geldikçe, gittikçe yakinlasmaktadirlar. Dünya üzerindeki yerlesimler - köylerden, kasabalardan sehirlere ve metropollere - giderek daha çesitli insanlarin evi haline gelmektedir. Farkli insanlar arasindaki bu büyüyen karsilikli bagimlilik ve artan iletisim eski düsünce ve davranis yollarimiza meydan okumaktadir. Bireyler ve toplumlar olarak bu meydan okumaya nasil yanit verecegimiz, büyük oranda toplumlarimizin besleyici, saglam dokulu ve gelismeye açik mi, yoksa konuk sevmeyen, bölünmüs ve sürdürülemez mi olacagini belirleyecektir.

Çesitlilik içinde birlik, gelecek için bir vizyon ve dünya toplumunu tüm bu meydan okumalara yanit vermesi için kilavuzlayan bir ilkedir. Bu ilke sadece dünyanin uluslari arasindaki iliskileri canlandirmak için kullanilmakla kalmayip, ayni zamanda da, gelismeyi ve hayatta kalmayi isteyen tüm yerel ve ulusal toplumlarda uygulanmalidir. Bu ilkenin dünya üzerindeki toplumlarin yeniden yapilanmasinda ve kalkinmasinda uygulanmasinin birlestirici ve yararli etkileri sayisiz olacak, öte yandan, sürekli küçülen bir dünyanin sorunlarina uygun bir sekilde yanit verilememesinin sonuçlari ise, hiç süphesiz, felaket olacaktir.

Insanligin, bu giderek artan karsilikli bagimliligin bir sonucu olarak ortaya çikmakta olan firsatlara ve sorumluluklara hazirlanmasi gerektigi açiktir. Insanlar, dünya toplumunun her düzeyde adalet, hakçalik ve birlik ilkelerini yansitabilecek sekilde biçimlendirilmesine güvenli ve yapici bir sekilde katilabilmeleri için gerekli bilgiyi, degerleri, tutumlari ve becerileri gelistirmek zorundadirlar. Egitim burada çok önemli bir rol oynayacaktir. Egitim, bireyin, yerel veya ulusal düzeyle sinirli olmayan, fakat tüm dünyayi içine alan bir yer ve toplum duygusu gelistirmesine yardim etmelidir. 3 Kisisel ve toplumsal mutlulugun temeli olarak erdemi yerlestirmeli ve bireylerde ailelerinin, toplumlarinin, ülkelerinin ve aslinda tüm insanligin mutluluguna derin bir baglilik duygusu gelistirmelidir. 4 Egitim ayni zamanda, tarihi süreç açisindan düsünmeyi, baska bir deyisle, tarihi, bir dünya uygarligina dogru degismez bir hareket, basarilari tüm insanlarin mirasi olan ve sorunlarini artik tek bir irk olarak ele almamiz gereken bir hareket olarak görmeyi tesvik etmelidir.

Insanlik daha katilimci, bilgiye dayali ve degerler tarafindan yönlendirilen yönetim süreçlerine dogru ilerlemelidir

Toplumun kalkinmasinda yukaridan asagiya dogru isleyen modeller artik günümüzün modern gereksinmelerine ve isteklerine yeterli bir sekilde yanit verememektedir. Dünya toplumu, insanlarin kendi yasamlarini etkileyen süreçlerde ve kurumlarda sorumluluk üstlenebilecekleri, daha katilimci, bilgiye dayali ve degerler tarafindan yönlendirilen yönetim sistemlerine dogru ilerlemelidir. Bu sistemler, ruhta ve yöntemde demokratik olmali ve küresel düzey de dahil olmak üzere, dünya toplumunun tüm düzeylerinde uygulanmalidir. Mesveret 5 - insani islerde adaletin pratik ifadesi - karar alma sürecinin temel modeli olmalidir.

Dogal olarak, eski güç uygulama ve yetki yollari da yeni liderlik sekilleriyle degistirilmelidir. Liderlik kavraminin, ortak karar almayi ve ortak eylemi tesvik etme yetenegini içine alacak sekilde yeniden tanimlanmasi gerekecektir. Bu kavram, en yüksek ifadesini bir bütün olarak topluma hizmette bulacaktir.

Ortak bir topluma, ortak bir kadere dogru

Sonuç olarak, yeni binyilda, basarili olan ve gelisen toplumlar, insan dogasinin ruhani boyutunu kabul ettikleri ve bireyin ahlaki, duygusal ve zihinsel gelisimini merkezi bir öncelik haline getirdikleri için basarili olacaklardir. Böyle toplumlar din özgürlügünü garanti edecekler ve ibadet yerlerinin kurulmasini tesvik edeceklerdir. Bu toplumlarin ögrenme merkezleri insan bilinci içinde sakli olan sinirsiz potansiyelleri ortaya çikarmaya çalisacak ve tüm insanlarin bilgi yaratma ve bilgiyi uygulama süreçlerine katilmasini önemli bir hedef olarak benimseyecektir. Bu toplumlar, bireyin ve toplumun çikarlarinin ayrilmaz oldugunu her zaman hatirlayarak, hem haklara ve hem de sorumluluklara saygi duymayi destekleyecek, kadinlarla erkeklerin esitligini ve ortakligini tesvik edecek ve aileleri koruyacak ve besleyecektir. Dogal ve insan yapimi güzelligi artirmaya çalisacak ve tasarimlarina, çevrenin korunmasi ve iyilestirilmesi ilkelerini de katacaklardir. Çesitlilik içinde birlik kavramiyla kilavuzlanan bu toplumlar, toplumun tüm islerine genis tabanli katilimi destekleyecek ve gittikçe, hizmet arzusuyla hareket eden liderlere yöneleceklerdir. Bu toplumlarda bilimin ve teknolojinin meyvelerinden tüm toplum yararlanacak ve herkes için is mevcut olacaktir.

Böyle toplumlar, insanligin genis zaman ve cografya dilimleri boyunca sürdürdügü toplum olusturma çabalarinin mantiksal meyvesi olacak olan bir dünya uygarliginin sütunlari olduklarini kanitlayacaklardir. Hz. Bahaullah'in tüm insanlarin "sürekli ilerleyen bir uygarligi daha da ileri götürmek için dogmus olduklari"seklindeki beyani, her bireyin, amaci tüm insan ailesinin barisi, refahi ve birligi olan bu tarihi ve genis kapsamli, ortak girisime katkida bulunma konusunda hem hak, hem de sorumluluk sahibi oldugu anlamina gelmektedir. 6

Her ne kadar tarih boyunca, din adina muazzam haksizliklar yapilmissa da, inancin bireyleri ruhani özellikler kazanmaya tesvik ederek, diger insanlar için özveride bulunma ve toplumlarinin gelismesine katkida bulunma gücü vererek sosyal gelismede oynadigi temel rolü yadsimak olanaksizdir.

Ibadet merkezleri ve bu merkezlerin yarattigi kurumlar ve etkinlikler her köyün, kasabanin ve kentin - aslinda, her ulusun her türlü insan yerlesininin - temel bir parçasi haline gelmeli, ancak, toplumun genel uyum, baris, mutluluk, anlayis ve hosgörüsüne katkida bulunmalidir. Böyle olmadigi takdirde, bu merkezler sadece sürdürülebilir ve müreffeh toplumlarin gelismesini engelleyemeye hizmet edecek ve insanlar da, bu kurumlarin toplumda oynadiklari bölücü ve dar görüslü rokü fark ettiklerinde eninde sonunda bunlari terk edeceklerdir.

Tabii, hemen hemen herhangi bir yer bir ibadet merkezi olarak hizmet edebilir. Hz. Bahaullah tarafindan nazil edilen bir dua da bu noktayi vurgulamaktadir: "Allah'in anildigi ve O'nun övgüsünün yüceltildigi nokta, ev, yer, sehir, kalp, dag, siginak, magara, vadi, toprak, deniz, ada ve çayir kutsanmistir." Ancak, inancin gelismesi ve ifade edilmesi için kurulan fiziksel ve topluma dayali merkezlerin önemi de yadsinamaz.

Bahai Mesrik'ül Ezkar'i (Allah'in Övgüsünün Yükseldigi Tanyeri), tasarimi itibariyle ibadeti ve hizmeti kaynastiran veya baska bir deyisle, ruhaniyeti pratik yollarla ifade eden böyke bir merkezdir. Bu bina kompleksinin merkezinde, dini ne olursa olsun tüm insanlara açik olan Mabet yer almaktadir. Mabetin çevresinde, Mabetten ilham ve güç alan ve sosyal, idari, insani, egitsel ve bilimsel islere adanan dokuz yan kurum yer almaktadir. Her Mesrik'ül Ezkar kompleksi gelistikçe, bu yan kurumlara "bir hastahane, bir dispanser, bir yolcu konukevi, yetimler için bir okul ve ileri çalismalar için bir üniversite"de eklenecektir. Insan yerlesimlerinin ahlaki ve etik, fiziksel ve çevresel ve ekonomik ve sosyal yönlerini uyum içinde birlestiren bu pratik model, toplum kurma süreçleriyle ilgilenen kisilerin incelemesine deger bir önem tasimaktadir.

Bu baglamda, toplum, en küçügü yerel toplum ve en büyügü de küresel toplum olan iç içe geçmis bir dizi halka olarak kabul edilebilir.

Dünya vatandasligi kavrami toplumun tüm düzeylerinin kaynasmasina yardimci olacaktir: yerel ve ulusal düzeyde sorumlu bir vatandas olmak, tüm insanligi sevmekle çelismemektedir; aksine, bu çok katli bagliliklar ve yükümlülükler sikica dokunmus bir ag, ayrilmaz bir bütün olusturmaktadir.

Mesverette katilimcilar, kendine özgü çikarlari ve hedefleri olan bir toplulugun üyeleri olarak islev görmek amaciyla kendi görüs açilarini asmaya çalisirlar. Bir dürüstlük ve nezaket ortami içinde, fikirler, onlari sunan bireye degil, ancak, istenen amaca en iyi hizmet edecek sekilde, bu fikirleri benimseyecek, bir yana birakacak veya degistirecek olan gruba aittir. Mesveret, tartismaya baslandigindaki kisisel görüsleri ne olursa olsun, tüm katilimcilarin varilan kararlari desteklemesi ölçüsünde basarili olur. Böyle kosullar altinda, deneyimler bazi sorunlar yasandigini gösterdigi takdirde, eskiden verilmis bir karar hemen yeniden gözden geçirilebilir.

Bu makalede dile getirilen kavramlardan bazilarinin Bahai Uluslararasi Toplumu'nun 1976 yilinda yapilan Birinci Birlesmis Milletler Insan Yerlesimleri konferansinda sunulan bildiride de yer almis olmasi ilginçtir. Sürdürülebilir toplumlar konusuna isik tutan diger Bahai bildirileri sunlardir: Insanligin Refahi; Dünya Vatandasligi: Sürdürülebilir Kalkinma Için Küresel Bir Etik; ve Tüm Uluslar Için Dönüm Noktasi.

Toplumlar, öncelikli hedefi, bireyin ahlaki, etik, duygusal ve zihinsel gelisimi olan bir kültürü gelistirmelidirler.

Her toplumda, ibadet merkezlerinin kurulma hakki da dahil olmak üzere, din özgürlügü saglanmalidir.

Çesitlilik içinde birlik, gelecek için bir vizyon ve dünya toplumunu karsilikli bagimlilik ve ve birlesme konusundaki meydan okumalara yanit vermesi için kilavuzlayan bir ilkedir.

Liderlik kavraminin, ortak karar almayi ve ortak eylemi tesvik etme yetenegini içine alacak sekilde yeniden tanimlanmasi gerekecektir.

Hz. Bahaullah'in tüm insanlarin "sürekli ilerleyen bir uygarligi daha da ileri götürmek için dogmus olduklari"seklindeki beyani, her bireyin, bu tarihi ve genis kapsamli, ortak girisime katkida bulunma konusunda hem hak, hem de sorumluluk sahibi oldugu anlamina gelmektedir.
English — 1996 Jun 07, Sustainable Communities in an Integrating World.txt Open standalone →
<head>
<meta name="Author" content="Baha'i International Community">
<meta name="Title" content="1996 Jun 07, Sustainable Communities in an Integrating World">
<meta name="SubTitle" content="">
<meta name="SearchURL" content="http://amazon.com/">
<meta name="SearchTerm" content="1996 Jun 07, Sustainable Communities in an Integrating World">
<meta name="ISBN" content="">
</head>

<body>
*** SUSTAINABLE COMMUNITIES IN AN INTEGRATING WORLD
-----------------------------------------------------

A statement presented to the Plenary of the Second UN Conference on Human Settlements (Habitat II).

Istanbul, Turkey
June 7, 1996

* * * * *

Mr. Chairperson, distinguished delegates and representatives, the Baha'i International Community welcomes the opportunity to address the Plenary of the United Nations Conference on Human Settlements.

With the approaching dawn of the 21st century, governments, organizations and peoples are expending enormous energies to develop communities which are socially vibrant, united and prosperous. The United Nations Conference on Human Settlements (Habitat II), which builds on the major global conferences of this decade, is a milestone in these efforts and portends major advances in community development.

In the long term, however, community-building efforts will succeed only to the extent that they link material progress to fundamental spiritual aspirations, respond to the increasing interdependence among the peoples and nations of the planet, and establish a framework within which all people can become active participants in the governance of their societies.

It is to these three foundational elements of sustainable communities that the following comments are addressed.

Human nature is fundamentally spiritual. Communities are unlikely, therefore, to prove prosperous and sustainable unless they take into account the spiritual dimension of human reality and seek to foster a culture in which the moral, ethical, emotional and intellectual development of the individual are of primary concern. It is in such a milieu that the individual is likely to become a constructively engaged, service-oriented citizen, working for the material and spiritual well-being of the community, and that a common vision and a shared sense of purpose can be effectively developed.

It follows that the material aspects of community development -- environmental, economic and social policies; production, distribution, communication and transportation systems; and political, legal and scientific processes -- must be driven by spiritual principles and priorities. Today, however, the substance and direction of community development are largely determined by material considerations.

Our challenge, therefore, is to redesign and develop our communities around those universal principles -- including love, honesty, moderation, humility, hospitality, justice and unity -- which promote social cohesion, and without which no community, no matter how economically prosperous, intellectually endowed or technologically advanced, can long endure.

The peoples and nations of the planet are being drawn together as they become more and more dependent upon one another. Settlements worldwide -- from hamlets, villages and towns, to cities and megalopoli -- are becoming home to increasingly diverse populations. This growing interdependence and the intensifying interaction among diverse peoples pose fundamental challenges to old ways of thinking and acting. How we, as individuals and communities, respond to these challenges will, to a large degree, determine whether our communities become nurturing, cohesive and progressive, or inhospitable, divided and unsustainable.

Unity in diversity is at once a vision for the future and a principle to guide the world community in its response to these challenges. Not only must this principle come to animate relations among the nations of the planet, but it must also be applied within both local and national communities if they are to prosper and endure. The unifying, salutary effects of applying this principle to the redesign and development of communities the world over, would be incalculable, while the consequences of failing to respond appropriately to the challenges of an ever-contracting world will surely prove disastrous.

Top-down models of community development can no longer adequately respond to modern day needs and aspirations. The world community must move toward more participatory, knowledge-based and values-driven systems of governance in which people can assume responsibility for the processes and institutions that affect their lives. These systems need to be democratic in spirit and method, and must emerge on all levels of world society, including the global level. Consultation -- the operating expression of justice in human affairs -- should become their primary mode of decision-making.

Naturally, old ways of exercising power and authority must give way to new forms of leadership. Our concept of leadership will need to be recast to include the ability to foster collective decision making and collective action. It will find its highest expression in service to the community as a whole.

Ultimately, communities which are founded on these principles will thrive and prosper in the new millennium, and will prove to be the pillars of a world civilization -- a civilization which will be the logical culmination of humanity's community-building efforts over vast stretches of time and geography. Baha'u'llah's statement that all people are "born to carry forward an ever-advancing civilization," implies that every person has both the right and the responsibility to contribute to this historic and far-reaching, collective enterprise whose goal is nothing less than the peace, prosperity and unity of the entire human family.

Mr. Chairperson, distinguished delegates and representatives, these and other themes relevant to sustainable communities are further developed in various concept papers produced by the Baha'i International Community, several of which are available at this conference and at the NGO Forum. We urge you to obtain copies of these documents and to give the ideas they contain serious consideration.

Thank you.

* * * * *